Merhabalar herkese.
Diğer forumlarda yer alıp, bu forumlarda yer almamasına üzüldüğüm aracımı paylaşmak istedim sizlerle. 5 yıldır kullanıyoruz ve aldığımız günden beridir ellemediğimiz yeri kalmadı kendisinin. Tabii ki ilk günden başa sarıp, bütün hikayeyi aktarmak istiyorum sizlere. Konu uzun olursa affola
Öncelikle üniversite'ye girdiğimiz ilk sene okulun servisine senede ortalama 3.000 TL para ödemek zorundaydık iki kişi için. Bunu zaten 5 sene, öğretim hayatınızla çarptığınızda, o günün şartlarıyla bir araba parası ediyordu. Dolayısıyla araç seçimi için interneti kurcalamaya başlamıştık. C2'yi bir iki kere görüp "bu ne le böyle" tepkisi vermiştik. Ancak biraz daha araştırınca aslında yedek parça açısından çok mantıklı olduğunu gördük. Özellikle düşük yakıt tüketimi, bakım maliyetlerinin düşük olması, şehir içinde kullanımının kolay olması gibi özellikleri bizi etkilemişti. Bu uğurda 2 adet C2'ye baktık. İlkinin tavan direğine tuğla düşmüştü. Hafif tesirli güneş yanıkları başlamıştı. O zamanlar Berkay abi, Sancak Mahallesindeki iki araçlık stüdyosunda çalışıyordu. Ona gösterdiğimizde aracı pek beğenmemişti. Biz de almaktan vazgeçtik.
Baktığımız ikinci aracı satın aldık. O da bizim keratamız. Aldığımız gün 169.xxx KM'deydi ve arka amortisörü patlaktı. 10.000 bakımı gelmişti. Boya durumu korkunçtu. Ön farları karartılmış, fakat kapatılırken korkunç bir iş yapılmış. Sis farları akvaryuma dönmüş. İç kapı döşemesi trimleri yok. Orjinal teybi takılı fakat CD çaları çalışmıyor.. Bir egzoz ucu var, ıslık çalıyor. Gibi gibi gibi...
Aşağıdaki görsel, ilk yıkamamızdan kalma. O zamanlar tabii ki detay ile uzaktan yakından alakamız yok. Makarna sünger'i iyi birşey sanıyoruz...
Netekim, ilk olarak Cenk farları düzeltmeyi deniyor. En azından sararmayı giderirsek, belki idare edebiliriz diye düşünüyoruz. Fakat sonuç yine de pek parlak değil.. Bu arada, aracın Doğu Garaj'daki ilk fotoğrafı da budur. Daha sonraki mesajlarımda Doğu Garaj'ın tadilatına ve geliştirmelerine de yer vereceğim.
O zamanlar üzerinde orjinal VTR jantları vardı fakat kaldırım çizikleriyle doluydu. Lastikleri zaten dümdüzdü. Bir süre idare edebilmek adına, ucuz yollu bir takım yazlık lastik aldık. 195-45-16 ölçülerindeki bu lastik, 1 sene içinde tarifsiz bir şekilde balonla dolmuştu... Hey gidi.
Sis farları akvaryum demiştik. İlk alınan yedek parçamız, pandik tipi anahtarı sustalı anahtara dönüştürmek, sonra da sis farlarını temin etmek. O zaman için bizim açımızdan devrim olmuştu
Bir süre bu şekilde bindikten sonra farları değiştirmeye karar verdik. Orjinal Bosch farların tanesi 500 küsur liraydı, fakat DEPO marka farların adedi 150 TL idi. Çiftini temin ettik ve kendimiz montajını gerçekleştirdik. Bu sayede ilk defa tampon indirmeyi, araç elektriğiyle uğraşmayı keşfettik. Enteresan bir histi. Öncesi ve sonrası görselini paylaşayım sizlerle.
Her aracın içerisine yakıştırdığım bir eklentidir, ayak aydınlatma. Kendi aracımıza da yaptım. Basitçe tavan lambasından 0,50'lik iki kablo. Uçlarına da tabelalarda kullanılan, gün ışığı modül led. Tavan lambası dimlenerek söndüğü için ayak aydınlatmaları da bu şekilde sönüyor.
Aracın iç aydınlatmaları turuncu, koltukları mavi... Pek bir alakasız geldi. İnternette bazı araştırmalar yaptık ve gösterge panelindeki ledlerin nasıl değiştirileceğini çözdük. Cenk'in havya ile olan tecrübesi neticesinde, gösterge panelimizi farklı bir renge büründürdük. Yakıt ve Hararet göstergesi daha şenlikli oldu. Fotoğraflarda ışık pek bir parlak görünüyor fakat aracın orjinal özelliği olan parlaklık ayarıyla kısıyoruz, ya da parlaklığı arttırabiliyoruz. Bu sebeple sorun yaşanmıyor.
Bu kadar aydınlatmayla oynamışken, kapı kolu içi aydınlatması da yapmak hoş olur diye düşündüm. Bu ledlere de içeriden ayarlanan parlaklık modülü ekledim. Bu sayede oldukça cılız bir şekilde yanıyorlar.
Daha sonra Berkay Abi'nin ikinci stüdyosunda VTR jantlarımızı boyadı kendisi. Tabii ki bu jantları sonrasında defalarca değiştirdik
Kendi imkanlarımızla kapı çıtalarını, ön ızgarayı ve ayna kapaklarını da boyamıştık.
Yavaş yavaş, Berkay Abi'nin de etkisiyle detay işlerine merak sardık. Cenk zaten epey hevesliydi. Babamın bindiği araçla epey uğraşmış, konularını paylaşmıştı. Karcher K2 Basic ve Çinden gelen foam lance aparatıyla eğlencemiz başladı diyebiliriz
Daha sonraları tamponlarda tadilat, ön eklerin takılması gibi işler yer aldı. El işçiliğimizi geliştirmek adına, çıkma parçaları geri dönüşüme soktuk. Plastik ön ekler orjinaldi fakat, C2 grubundaki bir arkadaş tarafından hafif bir tıklama sonucu çatlamıştı. Plastik macunu kullanarak onarıp, EZR rengine boyamıştık.
Tabii ki bu ön ekleri ben, bir gece eğlencesi sonrası kaldırıma tıklayarak tekrar kırdım... Sıfırlarını temin edip, aynı şekilde boyayıp devam ettik
Sıfır far da almış olsaki bu araçların far aydınlatma performansı oldukça düşük. Youtube'da retrofit projeleri izleyip izleyip gaza geldim ve çinden 2,5 inçlik bolt-on mercekleri getirttim. İlk etapta farların içini de kararttım. Fakat bize göre görüntüyü çok boğdu. Sonrasında iyi durumda 2 adet çıkma far bulup, tadilatımız sırasında bozulan far yükseklik motorunu ve krom reflektörünü kullanarak tekrar krom farlara dönüş yaptık.
Orjinal aksesuar olan klima menfezi etrafı çerçeveleri ve vites körüğü çerçevesini bulmak çok ciddi emek istedi. Netekim C2 grubundakilerle birlikte, Türkiye stoklarında son kalan 4 kutu malzemeyi temin etmiş olduk. Araca taktık. Bir süre de beyaz iç aydınlatmayla gezdik fakat şu an yine gün ışığı rengindeler.
Bu da aracın o zamanki güncel halleri. Amerikan park montajı da yapılmıştı. Garajın hali içler acısı görüldüğü üzere.
Tampon boya uygulamalarından önce yapılması gereken işler vardı. Aracın ön alt ızgarası berbat bir honeycomb ızgarayla değiştirilmişti. Üstelik orjinal ızgaranın takılacağı tırnaklar kesilip yapılmıştı. Orjinal ön alt ızgarayı temin edip, mecburen plastik kaynağı yaptırmak zorunda kaldık. Ancak Çiğdem Fiber, bu konuda oldukça iyi iş yaptı diyebilirim. Alt kısımdaki bazı yırtıkları da kaynatıp boyaya hazır hale getirdiler.
Akabinde aracın ön-arka tamponlarını söküp boyacıya verdik. Garajda sıfır ışık olduğu için, babamın arabasını gece lambası olarak kullanmıştık....
Tamponlar boyadan gelene kadar dayanamayıp, tavana floresan ampul takmıştım. En azından akşam olunca ne yapıcaz kaygısı ortadan kalktı. İki gün sonra tamponlar gelince, daha öncesinde boyayıp kenara kaldırdığımız VTS-VTR ön eklerini de takmış bulunduk. Ön ızgara da mat siyaha boyandı.
Bixenon uygulamamızın da sonuçlarını gözlemleme şansı doğdu. Farlar resmen kendine geldi. Beyaz ışık olmasına rağmen, önceki halinden çok daha iyiydi.
Aynı yolda uzun farlar da gayet iyi çalışıyordu.
Daha sonra Salih abi sağolsun, C2'nin 5 camına da film uygulaması yapıldı.
Sonrasında araç alçaltılmak üzere Amortech Ferhat Usta'ya emanet edildi.
Hemen akabinde de yeni boyadığımız sac jantlarla birlikte kışlıklara geçmiş olduk. Sac jantların ortasına da Citroen Berlingo'lardaki orta kapaktan taktık.
Araca fiber marşpiyel de takıldı ancak o kadar kötü takıldı ki. Güncel tarihte daha yeni kurtulduk o marşpiyelden. Bu sebeple size fotoğraflarını gösterip can sıkmak istemiyorum. Düzenli olarak yıkayıp, eşek gibi kullandık C2'yi özetle. Pedermobil ile fotoğraflarını çekip durduk. Garaj hala içler acısı...
O zamanlar eldeki malzemeler on numara geliyordu. Sonax BSD, Lastiklerde Endurance. İç temizlikte Scholl Spam... Hey gidi günler. Scholl Spam'ı kara borsa bulursam alırım bu arada...
Kış fotoğraflarından yaza. Berkay abi'nin hediyesi olan Peugeot jantlarını taktık. VTR'lar satıldı. Çok uygun fiyata, üzerinde etiketleri duran, 195-50-16 ebatlarında lastik takımı bulunca hemen aldık ve taktık.
Direksiyon kumandasını çalıştırabilecek bir stalk adaptörü bularak, android double din'e geçmiş bulunduk. Bizim sinyal ünitesi, 2005 modellerde bulunan c2 ünitesi değil. 2006 ve sonrasında görülen, aslında Peugeot Partner ile takas edilmiş bir ünite. Bu sayede cruise control ve yeni tip müzik kontrol koluna sahip. Bu yüzden ses tuşlarını kullanabilmemiz önemli. Bu takası yaparken, başlıca amacımız o kolları çalıştırmaktı. İyi iş başardık diyebilirim. Android double din'e de farklı bir launcher kurunca, kullanım kolaylığı kazanmış olduk.
Daha sonra garajla ilgilenmeye başladık. Zira artık biraz daha fazla ekipmanımız, ürünümüz ve biraz daha bilgimiz oluşmuştu. Apartman yönetimi, garajların yerini kilit taşı kaplayacağını duyurunca biz de duvarları üstlendik. Bu garajın üst kısmında apartmanın bahçesi var. Bu sebeple her ne yaparsak yapalım, 2 yıl sonra tekrar boyanması gerekecekti. Ucuz çözümler geliştirmemiz lazımdı. 10 kilo tavan boyası aldık. Kırmızı boya, zaten ev duvarında kullandığımız boyaydı. Tavan lambaları floresan, çıkma. Garajda görüp göreceğiniz herşey atık
İki aracın da sığabileceği, temiz, temizlenebilir bir garajımız oldu.
Garajın tadilatı bitince, ilk iş polisaj oldu. Detaylı iç temizlik için de eski bir Philips halı yıkama makinesi tedarik ettik. Biliyorsunuz bu makineler ölümsüz. Filtresini temizleyip, arada bir motorunu şöyle bir elleyince sıfır hale geliyor. Tam olarak böyle yaptık. Hala kullanıyoruz
Fusso Coat uyguladıktan sonra araç şahane görünüyordu, boyasındaki sayısız kusura rağmen...
Yurtdışında uygulayanları gördükçe imreniyordum. Citroen C3 ya da DS3 direksiyonu, bu araç için bolt-on bir yükseltme. Basitçe eskisini söküyorsunuz, kornanın şasesini veriyorsunuz, yeni airbagi takıyorsunuz. Bu kadar. Çook uygun bir fiyata çıkma yeni kasa C3 direksiyonu bulduk. O zamanlarda batan bir citroen servisindeki bütün malzemeleri alan işletmeden komik bir rakama sıfır airbag temin ettik. Tercihimiz Citroen logosundan yana oldu. Sonuçta DS'in de kököleri bu markaya dayanıyor. Sırf tek kapı olduğu için DS logosu kullanmak anlamsız geldi.
Dodi de bu upgrade'i onayladı!
Daha sonra Peugeot jantlarını da satıp, Citroen C4 jantlarına geçiş yaptık. Boya durumları iyiydi, lasitklerimizi geçirip devam ettik.
Daha sonra direksiyon kaplandı. Alkantara seçtiğimiz için şu anda pişmanım. Zira ellerimiz çok terliyor ve alkantara bunu seven bir yapı değil. Görünümü çok hoş ancak, son görüntülere de bakarsınız, oldukça kötü bir şekilde deforme oldu. İlerleyen dönemde tamamen deri kaplatacağım.
Ara ara bakımları paylaşmıyorum. En büyük ve sorunlu olan problemimiz enjektörlerdi. Vatan Peugeot Cemal Usta, bize sıfıra yakın çok iyi 4 adet enjektör buldu. Montajını gerçekleştirmeden önce de üst kapağı açıp, krank milini yalıtıp, manifold girişlerindeki kurumu temizledik. Bu işlemlerden sonra araç, sadece enjektörlerin değişimiyle dahi uçuşa geçti diyebilirim.
Sonra gezdik. Deli gibi gezdik..
Bagajda subwoofer, 4 adet bavul. 4 kişi. Bolu'ya, hatta kartalkaya'ya gittik bu araçla. O kadar iyiydi ki, asla satmayacağımıza tekrar emin oldum.
Arabanın alt yapısı, güncel gelişmeleri takip etmek için son derece uygun. Basitçe alıp, takıyorsunuz herşeyi. Bu araçta intercooler takılmak için yer hazır. Sadece basit bir plastik ön panel kesimi yapılıyor. 2 tane radyatör ayağı temin ediliyor. Bu kadar. Biz intercooler olarak 1.6 THP intercooler'ı temin ettik ve taktık. Sonuç gayet başarılı.
Bu hareketten sonra yazılım yaptırmamak ahmaklık olurdu. BoostER, Erhan abi'nin hünerli elleri sayesinde oldukça iyi bir performans elde ettik.
Gel gelelim. Arabanın görüntüsü giderek daha kötü gelmeye başladı gözümüze. Zira sol ön kapısında başarısız bir lokal boya onarımı. Çamurluk ağızlarının tamamında çizik. Ön tamponda son gördüğünüz görselden daha büyük çizikler. Arka tamponda bir trafik tıklaması sonucu macun patlaması. Tavanda geçmişte yapılan dolu göçüğü onarımı sonrası oluşan boya kusurları. Kısacası, detailing ile kurtaramayacağımız bazı kusurlar artık beni çok rahatsız ediyordu.
Hal böyle olunca, Berkay Abi ile oturup konuştuk. Aracın baştan sona boya uygulamalarını tamamladık. Akabinde sulu zımpara ve polisaj işlemlerini yaptık. Bütün bu işlemleri gösteren videoyu da youtube'a ekledik
Umarım konuyu fazla uzatıp canınızı sıkmamışımdır. İlerleyen dönemlerde yine yapacaklarımı bu konu altından paylaşırım. Güncel fotoğrafları da bu mesajdan sonra ekleyeceğim.
Okuduğunuz için teşekkürler
Diğer forumlarda yer alıp, bu forumlarda yer almamasına üzüldüğüm aracımı paylaşmak istedim sizlerle. 5 yıldır kullanıyoruz ve aldığımız günden beridir ellemediğimiz yeri kalmadı kendisinin. Tabii ki ilk günden başa sarıp, bütün hikayeyi aktarmak istiyorum sizlere. Konu uzun olursa affola
Öncelikle üniversite'ye girdiğimiz ilk sene okulun servisine senede ortalama 3.000 TL para ödemek zorundaydık iki kişi için. Bunu zaten 5 sene, öğretim hayatınızla çarptığınızda, o günün şartlarıyla bir araba parası ediyordu. Dolayısıyla araç seçimi için interneti kurcalamaya başlamıştık. C2'yi bir iki kere görüp "bu ne le böyle" tepkisi vermiştik. Ancak biraz daha araştırınca aslında yedek parça açısından çok mantıklı olduğunu gördük. Özellikle düşük yakıt tüketimi, bakım maliyetlerinin düşük olması, şehir içinde kullanımının kolay olması gibi özellikleri bizi etkilemişti. Bu uğurda 2 adet C2'ye baktık. İlkinin tavan direğine tuğla düşmüştü. Hafif tesirli güneş yanıkları başlamıştı. O zamanlar Berkay abi, Sancak Mahallesindeki iki araçlık stüdyosunda çalışıyordu. Ona gösterdiğimizde aracı pek beğenmemişti. Biz de almaktan vazgeçtik.
Baktığımız ikinci aracı satın aldık. O da bizim keratamız. Aldığımız gün 169.xxx KM'deydi ve arka amortisörü patlaktı. 10.000 bakımı gelmişti. Boya durumu korkunçtu. Ön farları karartılmış, fakat kapatılırken korkunç bir iş yapılmış. Sis farları akvaryuma dönmüş. İç kapı döşemesi trimleri yok. Orjinal teybi takılı fakat CD çaları çalışmıyor.. Bir egzoz ucu var, ıslık çalıyor. Gibi gibi gibi...
Aşağıdaki görsel, ilk yıkamamızdan kalma. O zamanlar tabii ki detay ile uzaktan yakından alakamız yok. Makarna sünger'i iyi birşey sanıyoruz...
Netekim, ilk olarak Cenk farları düzeltmeyi deniyor. En azından sararmayı giderirsek, belki idare edebiliriz diye düşünüyoruz. Fakat sonuç yine de pek parlak değil.. Bu arada, aracın Doğu Garaj'daki ilk fotoğrafı da budur. Daha sonraki mesajlarımda Doğu Garaj'ın tadilatına ve geliştirmelerine de yer vereceğim.
O zamanlar üzerinde orjinal VTR jantları vardı fakat kaldırım çizikleriyle doluydu. Lastikleri zaten dümdüzdü. Bir süre idare edebilmek adına, ucuz yollu bir takım yazlık lastik aldık. 195-45-16 ölçülerindeki bu lastik, 1 sene içinde tarifsiz bir şekilde balonla dolmuştu... Hey gidi.
Sis farları akvaryum demiştik. İlk alınan yedek parçamız, pandik tipi anahtarı sustalı anahtara dönüştürmek, sonra da sis farlarını temin etmek. O zaman için bizim açımızdan devrim olmuştu
Bir süre bu şekilde bindikten sonra farları değiştirmeye karar verdik. Orjinal Bosch farların tanesi 500 küsur liraydı, fakat DEPO marka farların adedi 150 TL idi. Çiftini temin ettik ve kendimiz montajını gerçekleştirdik. Bu sayede ilk defa tampon indirmeyi, araç elektriğiyle uğraşmayı keşfettik. Enteresan bir histi. Öncesi ve sonrası görselini paylaşayım sizlerle.
Her aracın içerisine yakıştırdığım bir eklentidir, ayak aydınlatma. Kendi aracımıza da yaptım. Basitçe tavan lambasından 0,50'lik iki kablo. Uçlarına da tabelalarda kullanılan, gün ışığı modül led. Tavan lambası dimlenerek söndüğü için ayak aydınlatmaları da bu şekilde sönüyor.
Aracın iç aydınlatmaları turuncu, koltukları mavi... Pek bir alakasız geldi. İnternette bazı araştırmalar yaptık ve gösterge panelindeki ledlerin nasıl değiştirileceğini çözdük. Cenk'in havya ile olan tecrübesi neticesinde, gösterge panelimizi farklı bir renge büründürdük. Yakıt ve Hararet göstergesi daha şenlikli oldu. Fotoğraflarda ışık pek bir parlak görünüyor fakat aracın orjinal özelliği olan parlaklık ayarıyla kısıyoruz, ya da parlaklığı arttırabiliyoruz. Bu sebeple sorun yaşanmıyor.
Bu kadar aydınlatmayla oynamışken, kapı kolu içi aydınlatması da yapmak hoş olur diye düşündüm. Bu ledlere de içeriden ayarlanan parlaklık modülü ekledim. Bu sayede oldukça cılız bir şekilde yanıyorlar.
Daha sonra Berkay Abi'nin ikinci stüdyosunda VTR jantlarımızı boyadı kendisi. Tabii ki bu jantları sonrasında defalarca değiştirdik
Yavaş yavaş, Berkay Abi'nin de etkisiyle detay işlerine merak sardık. Cenk zaten epey hevesliydi. Babamın bindiği araçla epey uğraşmış, konularını paylaşmıştı. Karcher K2 Basic ve Çinden gelen foam lance aparatıyla eğlencemiz başladı diyebiliriz
Daha sonraları tamponlarda tadilat, ön eklerin takılması gibi işler yer aldı. El işçiliğimizi geliştirmek adına, çıkma parçaları geri dönüşüme soktuk. Plastik ön ekler orjinaldi fakat, C2 grubundaki bir arkadaş tarafından hafif bir tıklama sonucu çatlamıştı. Plastik macunu kullanarak onarıp, EZR rengine boyamıştık.
Tabii ki bu ön ekleri ben, bir gece eğlencesi sonrası kaldırıma tıklayarak tekrar kırdım... Sıfırlarını temin edip, aynı şekilde boyayıp devam ettik
Sıfır far da almış olsaki bu araçların far aydınlatma performansı oldukça düşük. Youtube'da retrofit projeleri izleyip izleyip gaza geldim ve çinden 2,5 inçlik bolt-on mercekleri getirttim. İlk etapta farların içini de kararttım. Fakat bize göre görüntüyü çok boğdu. Sonrasında iyi durumda 2 adet çıkma far bulup, tadilatımız sırasında bozulan far yükseklik motorunu ve krom reflektörünü kullanarak tekrar krom farlara dönüş yaptık.
Orjinal aksesuar olan klima menfezi etrafı çerçeveleri ve vites körüğü çerçevesini bulmak çok ciddi emek istedi. Netekim C2 grubundakilerle birlikte, Türkiye stoklarında son kalan 4 kutu malzemeyi temin etmiş olduk. Araca taktık. Bir süre de beyaz iç aydınlatmayla gezdik fakat şu an yine gün ışığı rengindeler.
Bu da aracın o zamanki güncel halleri. Amerikan park montajı da yapılmıştı. Garajın hali içler acısı görüldüğü üzere.
Tampon boya uygulamalarından önce yapılması gereken işler vardı. Aracın ön alt ızgarası berbat bir honeycomb ızgarayla değiştirilmişti. Üstelik orjinal ızgaranın takılacağı tırnaklar kesilip yapılmıştı. Orjinal ön alt ızgarayı temin edip, mecburen plastik kaynağı yaptırmak zorunda kaldık. Ancak Çiğdem Fiber, bu konuda oldukça iyi iş yaptı diyebilirim. Alt kısımdaki bazı yırtıkları da kaynatıp boyaya hazır hale getirdiler.
Akabinde aracın ön-arka tamponlarını söküp boyacıya verdik. Garajda sıfır ışık olduğu için, babamın arabasını gece lambası olarak kullanmıştık....
Tamponlar boyadan gelene kadar dayanamayıp, tavana floresan ampul takmıştım. En azından akşam olunca ne yapıcaz kaygısı ortadan kalktı. İki gün sonra tamponlar gelince, daha öncesinde boyayıp kenara kaldırdığımız VTS-VTR ön eklerini de takmış bulunduk. Ön ızgara da mat siyaha boyandı.
Bixenon uygulamamızın da sonuçlarını gözlemleme şansı doğdu. Farlar resmen kendine geldi. Beyaz ışık olmasına rağmen, önceki halinden çok daha iyiydi.
Aynı yolda uzun farlar da gayet iyi çalışıyordu.
Daha sonra Salih abi sağolsun, C2'nin 5 camına da film uygulaması yapıldı.
Sonrasında araç alçaltılmak üzere Amortech Ferhat Usta'ya emanet edildi.
Hemen akabinde de yeni boyadığımız sac jantlarla birlikte kışlıklara geçmiş olduk. Sac jantların ortasına da Citroen Berlingo'lardaki orta kapaktan taktık.
Araca fiber marşpiyel de takıldı ancak o kadar kötü takıldı ki. Güncel tarihte daha yeni kurtulduk o marşpiyelden. Bu sebeple size fotoğraflarını gösterip can sıkmak istemiyorum. Düzenli olarak yıkayıp, eşek gibi kullandık C2'yi özetle. Pedermobil ile fotoğraflarını çekip durduk. Garaj hala içler acısı...
O zamanlar eldeki malzemeler on numara geliyordu. Sonax BSD, Lastiklerde Endurance. İç temizlikte Scholl Spam... Hey gidi günler. Scholl Spam'ı kara borsa bulursam alırım bu arada...
Kış fotoğraflarından yaza. Berkay abi'nin hediyesi olan Peugeot jantlarını taktık. VTR'lar satıldı. Çok uygun fiyata, üzerinde etiketleri duran, 195-50-16 ebatlarında lastik takımı bulunca hemen aldık ve taktık.
Direksiyon kumandasını çalıştırabilecek bir stalk adaptörü bularak, android double din'e geçmiş bulunduk. Bizim sinyal ünitesi, 2005 modellerde bulunan c2 ünitesi değil. 2006 ve sonrasında görülen, aslında Peugeot Partner ile takas edilmiş bir ünite. Bu sayede cruise control ve yeni tip müzik kontrol koluna sahip. Bu yüzden ses tuşlarını kullanabilmemiz önemli. Bu takası yaparken, başlıca amacımız o kolları çalıştırmaktı. İyi iş başardık diyebilirim. Android double din'e de farklı bir launcher kurunca, kullanım kolaylığı kazanmış olduk.
Daha sonra garajla ilgilenmeye başladık. Zira artık biraz daha fazla ekipmanımız, ürünümüz ve biraz daha bilgimiz oluşmuştu. Apartman yönetimi, garajların yerini kilit taşı kaplayacağını duyurunca biz de duvarları üstlendik. Bu garajın üst kısmında apartmanın bahçesi var. Bu sebeple her ne yaparsak yapalım, 2 yıl sonra tekrar boyanması gerekecekti. Ucuz çözümler geliştirmemiz lazımdı. 10 kilo tavan boyası aldık. Kırmızı boya, zaten ev duvarında kullandığımız boyaydı. Tavan lambaları floresan, çıkma. Garajda görüp göreceğiniz herşey atık
İki aracın da sığabileceği, temiz, temizlenebilir bir garajımız oldu.
Garajın tadilatı bitince, ilk iş polisaj oldu. Detaylı iç temizlik için de eski bir Philips halı yıkama makinesi tedarik ettik. Biliyorsunuz bu makineler ölümsüz. Filtresini temizleyip, arada bir motorunu şöyle bir elleyince sıfır hale geliyor. Tam olarak böyle yaptık. Hala kullanıyoruz
Fusso Coat uyguladıktan sonra araç şahane görünüyordu, boyasındaki sayısız kusura rağmen...
Yurtdışında uygulayanları gördükçe imreniyordum. Citroen C3 ya da DS3 direksiyonu, bu araç için bolt-on bir yükseltme. Basitçe eskisini söküyorsunuz, kornanın şasesini veriyorsunuz, yeni airbagi takıyorsunuz. Bu kadar. Çook uygun bir fiyata çıkma yeni kasa C3 direksiyonu bulduk. O zamanlarda batan bir citroen servisindeki bütün malzemeleri alan işletmeden komik bir rakama sıfır airbag temin ettik. Tercihimiz Citroen logosundan yana oldu. Sonuçta DS'in de kököleri bu markaya dayanıyor. Sırf tek kapı olduğu için DS logosu kullanmak anlamsız geldi.
Dodi de bu upgrade'i onayladı!
Daha sonra Peugeot jantlarını da satıp, Citroen C4 jantlarına geçiş yaptık. Boya durumları iyiydi, lasitklerimizi geçirip devam ettik.
Daha sonra direksiyon kaplandı. Alkantara seçtiğimiz için şu anda pişmanım. Zira ellerimiz çok terliyor ve alkantara bunu seven bir yapı değil. Görünümü çok hoş ancak, son görüntülere de bakarsınız, oldukça kötü bir şekilde deforme oldu. İlerleyen dönemde tamamen deri kaplatacağım.
Ara ara bakımları paylaşmıyorum. En büyük ve sorunlu olan problemimiz enjektörlerdi. Vatan Peugeot Cemal Usta, bize sıfıra yakın çok iyi 4 adet enjektör buldu. Montajını gerçekleştirmeden önce de üst kapağı açıp, krank milini yalıtıp, manifold girişlerindeki kurumu temizledik. Bu işlemlerden sonra araç, sadece enjektörlerin değişimiyle dahi uçuşa geçti diyebilirim.
Sonra gezdik. Deli gibi gezdik..
Arabanın alt yapısı, güncel gelişmeleri takip etmek için son derece uygun. Basitçe alıp, takıyorsunuz herşeyi. Bu araçta intercooler takılmak için yer hazır. Sadece basit bir plastik ön panel kesimi yapılıyor. 2 tane radyatör ayağı temin ediliyor. Bu kadar. Biz intercooler olarak 1.6 THP intercooler'ı temin ettik ve taktık. Sonuç gayet başarılı.
Bu hareketten sonra yazılım yaptırmamak ahmaklık olurdu. BoostER, Erhan abi'nin hünerli elleri sayesinde oldukça iyi bir performans elde ettik.
Gel gelelim. Arabanın görüntüsü giderek daha kötü gelmeye başladı gözümüze. Zira sol ön kapısında başarısız bir lokal boya onarımı. Çamurluk ağızlarının tamamında çizik. Ön tamponda son gördüğünüz görselden daha büyük çizikler. Arka tamponda bir trafik tıklaması sonucu macun patlaması. Tavanda geçmişte yapılan dolu göçüğü onarımı sonrası oluşan boya kusurları. Kısacası, detailing ile kurtaramayacağımız bazı kusurlar artık beni çok rahatsız ediyordu.
Hal böyle olunca, Berkay Abi ile oturup konuştuk. Aracın baştan sona boya uygulamalarını tamamladık. Akabinde sulu zımpara ve polisaj işlemlerini yaptık. Bütün bu işlemleri gösteren videoyu da youtube'a ekledik
Umarım konuyu fazla uzatıp canınızı sıkmamışımdır. İlerleyen dönemlerde yine yapacaklarımı bu konu altından paylaşırım. Güncel fotoğrafları da bu mesajdan sonra ekleyeceğim.
Okuduğunuz için teşekkürler







Gerçekten güzel olmuş Allah kazasız belasız binmeyi nasip etsin.